logo

Yahudiler Ağlama Duvarında Neden Ağlar

3yorhan

3yorhan
orhanyusuf@gmail.com
Yahudiler Ağlama Duvarında Neden Ağlar

Fotoğraflar da ve TV’lerde sık sık gördüğümüz tarihi bir duvar önünde ağlayan insanlar olur, bunlar gerçekten ağlıyor mu? Ağlıyorsa neden? Yoksa ağlamıyorda başka bir şey mi yapıyorlar? Soruları mutlaka aklımıza gelmiştir.
Kudüs’te bulunan uğruna savaşlar bile yapılan bu duvar oldukça önemlidir.
Her konuda olduğu gibi bu duvarın önemi konusunda da farklı görüşler var. Önce kısaca bakalım ardından da ayrıntılara gireriz.
1- Babil sürgününde Tanrı Yahve bizi terkettiği için ağlarlar
2-Yahudiler ağlamaz dua ederler. Ağlama duvarı adını Hıristiyanlar vermiştir.
3-Yahudiler bu duvarın taşlarına yaslanarak mabedin yıkılışını, Romalılar tarafından Kudüs’ten sürülüşlerini anıp ağlarlar, yeniden bölgede hâkimiyet kurmak için dua ederler.
4-Tevrat tefsirlerine göre bu duvar yıkılmayacak ve Rab mâbedin batı duvarını asla terketmeyecektir. Bu sebepten Rabbe yönelirler.
5-Başlarına gelen musibetler Tanrı’nın kendilerini terkettiği için geldiğini, Batı duvarında ağlayıp dua ederek bu durumun yasını tutarlar.

Ayrıntılara bakacak olursak oldukça farklı kaynakta oldukça farklı bilgi karşımıza çıkıyor. Bu bilgilerin bazıları tutarlı iken bazıları da birbiriyle çelişir durumda.

Yahudiler Süleyman mabedini özlediklerini belitmek için milattan önce 20 yılından beri ağlar diyenler de var.
Ağlamazlar sadece dua ederler diyenler de var.
Yahudilerin ha-Kotel ha-Ma’aravi (Batı Duvarı) dedikleri bu duvar zamanla Hristiyanlığın tesiriyle “Ağlama Duvarı” olarak adlandırılmıştır. Yaklaşık 485 m uzunluğunda olan Ağlama Duvarı, toprak seviyesinin üstünde yirmi dört büyük taş sırası ile yer altında kalan on dokuz taş sırasından meydana gelir. Yüksekliği toprak seviyesinden itibaren 18 m olup 6 metresi mabed alanının seviyesini aşmaktadır. Taşlardan bazılarının uzunluğu 12 m, yüksekliği 1 m, ağırlığı ise 100 tondan fazladır. inşasına ilk defa Hz. Süleyman tarafından saltanatının dördüncü yılında başlanmış ve yedi yıl altı ayda (yaklaşık m.ö. 967 veya 953) tamamlanmıştır.

Üç semavi din içinde buranın önemi büyüktür.
Yahudiler için:

Yahudilerin kendi büyük mabedlerinin olması ve din büyüklerinin burada hüküm sürmesi. Ayrıca 13 yaşına giren erkek çocukların bir bayram havasında karşılandığı bu yerde, Yahudi inancına göre 13 yaşına kadar işlediği günahları babasına yazılan çocuğun günahlarını geri alma töreni yapılıyor. Milâttan sonra I. yüzyıldan itibaren yahudilerin bu duvara karşı saygı duydukları, önünde ibadet ettikleri bilinmektedir. Onlar, Kudüs’ün ve mâbedin yakılıp yıkılışını, esir olarak Romalılar tarafından başka ülkelere sürülüşlerini anmak, hâtıralarını tazeleyip kinlerini bilemek, mâbede yeniden kavuşup yahudi hâkimiyetini kurmak hayali içinde dua ve göz yaşı ile yaslarını sürdürmüşlerdir. Tevrat tefsirlerine göre bu duvar yıkılmayacak ve Rab mâbedin batı duvarını asla terketmeyecektir. Bununla birlikte, ilk dönemlerde duvarın yanında herhangi bir ibadet yeri yapılmamış, hatta VII. asra kadar yahudilerin Kudüs’e girmeleri bile yasaklanmıştı. Müslümanların idaresindeki Kudüs’te, muhtemelen tapınak alanında veya batı duvarındaki bir kapının yanında yahudilerin bir sinagogları vardı ve bu sinagog, Kudüs’ün Haçlılar tarafından zaptedildiği zamana kadar (1099) ayakta kalmıştı. 1173 yılında Kudüs’e uğrayan Benjamin de Tudèle, bütün yahudilerin dua için ağlama duvarına geldiklerini nakleder.

Müslümanlar için:
Ağlama duvarının aynı zamanda Peygamber Muhammed (sas)’in miraç hadisesi esnasında kendinden önce gelen peygamberlerle namaz kılmak için bineği Burak’ı bağladığı duvar olduğu düşünülmektedir. Kimi İslam araştırmacıları ve kaynaklar duvar için Burak Duvarı ismini de kullanır.

Hıristiyanlar için:
Hz. İsa’nın buraya sık sık gelip vaazlar verdiğine ve hristiyan hacıların önemli ziyaret yerlerinden olduğuna inanılır. İngilizce literatüre “Western Wall” olarak geçmiştir. Terim her ne kadar çok eskilere dayanıyormuş izlenimi uyandırsa da ilk olarak 20. yüzyılda Kudüs’ün İngilizler tarafından işgâli sırasında kullanılmaya başlanmış ve Kudüs’ü ziyaret eden birçok Avrupalı seyyahın Yahudilerin ibadet biçimlerine atfen buraya “ağlama yeri” demeleriyle yaygınlaşmıştır. Kudüs’te İngiliz mandasının kurulmasıyla birlikte ise İngilizce literatürde bu duvar için kullanılan temel kavram “Ağlama Duvarı/Wailing Wall” olacaktı.

Aslında Yahudilerin bu kavramla bir dertleri yoktu; ta ki 1967’deki Altı Gün Savaşlarına dek. Arap kuvvetlerini ağır bir yenilgiye uğratan Yahudiler Kudüs’ün doğusunu işgal ettikten sonra herkesin alıştığı “Ağlama Duvarı” kavramını terk etmişler ve diaspora Yahudilerinin tekrar Kudüs çatısı altında toplanmasına binaen yeniden “Batı Duvarı” demeyi kendilerine zorunluluk bilmişler. Çünkü artık Yahudilerin ağlamalarını gerektirecek bir sebep kalmamış. Duvar ise onlar için bir kutlama yeri olmalıymış. Savaşın ardından hızlı bir dönüşüm geçiren Kudüs’ün değişimine söz konusu yapı da eşlik etmiş ve Yahudilerin kendilerini “Ağlama Duvarı” isimlendirmesinden uzak tutmalarıyla birlikte asıl kavram tekrar “Batı Duvarı” olmuş. Bundan dolayıdır ki Yahudi kaynaklarında ve ondan etkilenen Batı literatüründe 1967’den sonra “Ağlama Duvarı” terimine pek rastlamıyoruz.
Manda idaresinin etkisiyle bazı Araplar arasında da Ağlama Duvarı terimi yaygınlaşmıştı. Lakin Müslümanların Yahudilere inat “Burak Duvarı” ismini benimsemeleri 1920’lerde duvar üzerinde Yahudilerle yaşanan anlaşmazlıkların bir neticesi olarak vuku bulmuştu.

Günümüzde bu kutsal mekân için Yahudiler günlük hayatlarında genellikle İbranice “duvar” anlamına gelen “kotel” yahut “kir” terimlerini kullanmaktalar. Hıristiyanların genel kullanımında da Yahudi literatüründeki anlamını karşılaması bakımından “Batı Duvarı” ismi yaygınlaşmıştır. Biz Müslümanlar içinse Rasûl-i Ekrem Efendimizin Kudüs’ün kadîm taşlarına nakşettiği adımlarını zihinlerimizde her daim taze tutacak olan “Burak Duvarı” olarak kalmaya devam edecektir.

Tarihsel gelişime bakacak olursak Yahudiler, Süleyman’ın ölümünden sonra iki devlete ayrılmıştı. Bunlardan birisi İsrail Devleti, diğeri ise Yehuda Devleti idi. Yehuda Devleti, M. Ö. 586 yılında Babiller tarafından, İsrail Devleti ise M. Ö. 721 yılında Asurlular tarafından yıkıldı. M. Ö. 587 yılında Babil topraklarına hükmeden Asurlular, Kudüs’ü yakıp yıktı ve ve Yahudilerin çoğunu öldürdü. Kalanlarını ise Babil’e tenkil ettirdi.

Yahudiler, Süleyman’ın kabrini bulmaya ant içmişlerdi. Ancak bir türlü bulup çıkaramadıkları için, Ağlama Duvarı’nın karşısına geçip üzüntülerini belli etme adına ağlamayı seçmişlerdir. Esasen Ağlama Duvarı’nın yıkılan kısımlarını yeniden inşa etmek için de Mescid-i Aksa’nın ve Kubbetü’s Sahra (Sarı kubbeli mabet)’nın yıkılması gerekmektedir.
Ağlama Duvarı, M.S. 1. yüzyıldan itibaren Yahudiler tarafından Mukaddes kabul edilmeye başlandı. Yahudilerin önünde ibadet ettikleri bu duvar, Kudüs’ün ve Beyt-i mukaddesin yakılıp yıkılışını; esir olarak Romalılar tarafından başka ülkelere sürülüşlerini anmak; hatıralarını tazeleyip, kinlerini bilemek; mabede yeniden kavuşup Yahudi hakimiyetini kurmak hayali içinde dua ve gözyaşı ile yaslarını sürdürmelerini sağlamıştır. Bu duvar yüzyıllarca Yahudilerdeki milli ve dini şuuru ayakta tutmuştur. Yahudilerin inanışına göre, “Bu duvar yıkılmayacak ve Rab, mabedin batı duvarını asla terk etmeyecektir.”

293 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

2+10 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Kahlenberg(Alaman Dağı)

    23 Eylül 2020 Köşe Yazıları, Politika, Tarih, Tüm Manşetler

    Bazılarına göre Kahlenberg deyince akıllara Danimarkalı ünlü futbolcu Thomas Kahlenberg gelebilir. Oysa tarihimizin dönüm noktalarından birisi olan bir muhaberenin yaşandığı yerin adıdır Kahlenberg. Günümüzde orta Avrupa da olan Viyana’ya gelen herkesin çıktığı veya çıkarıldığı, İstanbul’daki Çamlıca tepesine benzeyen tepedir. 12 Eylül 1683'te Osmanlı İmparatorluğu ile Kutsal Roma-Cermen İmparatorluğu orduları arasında yapılan meydan muhasebesi Kahlenberg Muharebesi ya da Osmanlıların verdiği isimle Almandağı Muharebesi olarak bilinir. Muhar...
  • 40 Ton Altın’ın Hikayesi

    11 Eylül 2020 Köşe Yazıları, Tarih

    40 Ton Altın'ın Hikayesi ve Baş Rostolar Bir Umut Hikayesi Serisi devam ediyor. 40 Ton Altın'ın Hikayesi Başlıyor Burada dinleyecekleriniz gerçek hayat hikayelerinden esinlenerek kurgulanmış olabilir. Ufukta kara gözüktü. Suvari Bey heyecanlıdır. Yol boyunca Çarkçıbaşı ile görüşmüş bir aksilik çıkmaması için tanrıya dua etmiştir. Yolu uzun, yükü ağırdır. Tayfa yükten habersiz ama yükün önemini kaptanların ciddiyetinden anlamıştır. Korumalar eşliğinde bu gemi limana yanaşır.  Nihayet büyük yük ve büyük emanet Kitauların ülkesine ulaştırılmış...
  • Cin Nedir? Cinlerin Özellikleri Nelerdir?

    30 Temmuz 2020 Köşe Yazıları

    Cin, duyu organlarıyla algılanamayan, çeşitli şekillere girebilen, ateşten yaratılmış, ruhanî varlıklara verilen bir addır. Kuranı Kerimde Rahman Süresi 15.inci ayette şöyle tanımlanmaktadır: Cinleri dumansız, saf alevden yarattı. “CİN” adıyla bilinen gerçeği itibarıyla insan gözü tarafından görülemeyen bazen de sahip oldukları özellikler dolayısıyla, bazı insanlara maddemsi görüntüler verebilen canlılardır. Kur’ân-ı Kerîm’de “CİN” kelimesiyle tanımlanan; halk arasında “peri”, “dev”, “hayalet”, “cin”, “ecinni” diye bilinen; görüntülerine gö...
  • Kozan mı? Lozan mı?

    23 Temmuz 2020 Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Politika, Tarih, Tüm Manşetler

    Tarihsel süreçleri tüm yanlarıyla değerlendirmek gerektiğinden Lozan görüşmelerini ve Kozan ilçesinin tarihsel bağlarını araştırmak gerekiyor. Lozan gündeme geldiğinde Ermenilerin sesi çok çıkar Kozan dendiğinde de eski Kilikya Ermenilerinin sesi çok çıkarmış. Her yıl 24 temmuz da Türkiye Cumhuriyetinin imzalamış olduğu Lozan Barış Antlaşması gündeme gelir. İsviçre'nin Lozan (Lausanne) şehrinde 1923 Türk Kurtuluş Savaşı sonunda, yeni Türk devleti ve diğer imzacı ülkeler arasında yapılan barış antlaşması ile Türkiye’nin tam bağımsızlığını bütün...