logo

15 Nisan 2020

Cemaat, Tarikat, Tasavvuf, Meditasyon, Rabıta ve Şirk

admin

admin
destek@sitemolsun.com

Günümüzde tarikatler cemaat adı altında faaliyet göstermektedir. Bir kısmı dernek ve vakıf aracılığı ile kurumlaşmıştır.

Tarikat, tasavvufun sistemleşmiş şeklidir. Tarikatın belli bir sistem içinde ortaya çıkması , hicri III. asra dayanır.
Halvetîlik ile Nakşîbendiye’nin ise VIII. asırda ortaya çıktığı görülür. Cüneyd-i Bağdadî, Bayezid-i Bistami Şah-ı Nakşibend, Abdülkadir Geylanî, Mevlâna Celaleddin-i Rûmi, İmam-ı Rabbani gibi zatlar ise, tarîkatın en meşhurlarındandır.

Tasavvuf, İslâmı derûnî bir şekilde yaşamaktır.Tasavvuf bir ilimdir ve ahlakı ele alır. Diğer tüm öğretilerden farklı olarak işe nefis terbiyesi ile başlar.
Peygamber efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V.)in hayatı tasavvufi bir hayattır. Zühd içinde yaşamıştır.
Tasavvufî hayatın en zirvesinde peygamberimiz yaşamıştır.
Tasavvufta Kalb; manevi hayatın merkezidir. Kalbdeki Aşk ise Allah’a karşı şiddetli sevginin adıdır.

Rabıta Nedir? Rabıta Nasıl Yapılır?

Öncelikle usül olarak tarikatten tarikate değişmektedir bunu belirtelim. Yaygın inanışa göre rabıtayı Şeyh veya icazetli kişi müritlere verebilir. Sadece rabıta alan kişi rabıta yapabilir. Ve üzerlerine farz olduğu iddia edilir.
Rabıtanın Tarifi
Kişi namaz abdesti alır gibi abdest alır. Kıbleye karşı diz üstü oturur. Dilini üst damağa yapıştırır, burundan hafif nefes alınır. Boynunu kalbine doğru büker ve şeyhini düşünür. Feyzi şeyhinden alır, şeyhine yalvarır ve şeyhin ruhaniyetinde kendisini Allah’a ulaştıracağı sanılır.
Mürid mürşidini, yani Allah’ın dostu olduğuna inandığı kişinin simasını zihninde, hayalinde canlandırır, onu anar, ihtiyaç duyduğu anda ondan yardım umar, duasında ve ibadetlerinde Allah ile irtibatını sağlayan aracı olarak görür. Mürşit müride yol gösterir, her tarikat kendilerinin doğru yol olduğunu iddia eder.
Rabıta yapanlar yaşadıkları trans hallerini manevi yolculuk sanar ve bu hallerinde cinlerin musallatına da açık hale gelirler.
Rabıtayı abdestli ve kıbleye karşı yapmaları adeta ibadeti andırıyor. Şeyhe, mürşidi kamile rabıta yapmak için abdestli olmak ve kıbleye yönelmek gerekirken Kuran ayakta dururken, otururken ve yatarken müslümanların Allah’ı andığını bildirir.

Âl-i İmrân Suresi 119. Ayet Diyanet Meali:Onlar ayakta dururken, otururken, yatarken hep Allah’ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler: “Rabbimiz! Sen bunu boş yere yaratmadın, seni tenzih ve takdis ederiz. Bizi cehennem azabından koru!
اَلَّذ۪ينَ يَذْكُرُونَ اللّٰهَ قِيَاماً وَقُعُوداً وَعَلٰى جُنُوبِهِمْ وَيَتَفَكَّرُونَ ف۪ي خَلْقِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هٰذَا بَاطِلاًۚ سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ

Ruhul Furkan adlı eserde şöyle tarif ediliyor:
“Rabıta, bir müridin, mürşid-i kâmilinin ruhaniyetiyle beraber, suretini kalp gözünün önüne getirerek hayal etmesi ve kalbi ile ondan yardım etmesini istemesidir.” (Ruh’ul Furkan Tefsiri, Cilt: 2, S: 64)
Rabıtanın en üstün derecesi, iki gözün arasında olan hayal hazinesi ile mürşidin ruhaniyetinin yüzüne hatta iki gözünün arasına bakmaktır. Zira orası feyiz kaynağıdır. Ondan sonra mürşide karşı kendini alçaltarak, son derece tevazu ile yalvarmak ve onu Mevlâ ile kendi arana vesile kılmak üzere, mürşidin ruhaniyetinin hayal hazinesine girip oradan kalbine ve derinliklerine yavaş yavaş indiğini düşünüp, senin de peşinden yavaş yavaş oraya aktığını ve indiğini hayal ederek, şeyhini kendi nefsinden geçinceye kadar hayal gözünden kaybetmemektir. (Ruhu’l Furkan Tefsiri, cilt:2, s: 79)
Abdülhakim Arvasi’ye göre rabıta: Tarikat öğrencisi tarafından şeyhin suretinin tasavvur edilip, iki kaşı arasına bakılması.
Sohbetler, M.Ustaosmanoğlu 336: Rabıta yapılacak mürşid peygamberin varisi olmalıdır. Rabıta dışında Allah’a yaklaşmak için başka bir şey aramak gereksizdir.
İmam-ı Rabbani 187. Mektup’da diyorki: Müridin Şeyhini hayal etmesi, Allah’ı zikretmekten daha evladır!
Mustafa Fevzi’nin risalesinde de rabıtanın yapılmasının Allah tarafından istenildiği ve 54 farzdan biri olduğu yazılıdır.
Bir de tarikatlerin dillerinden düşürmedikleri bir söze bakalım: “Şeyhi Olmayanın Şeyhi Şeytandır”
Görüldüğü gibi kabul edilmesi mümkün olmayan ifadelerle rabıta tarifi yapılmaktadır. Bu ifadelerin ne Kur’an’da ne de sünnette bir delili bulunmamaktadır.

Fatiha Suresi 5. Ayet Diyanet Meali: (Rabbimiz!) Ancak sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz.
اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَع۪ينُۜ

Rabıta ile ilgili hiç bir Hadis-i Şerif yok. Bazıları zayıf hadislerden kendi lehlerine delil bulsalar da Peygamber ve 4 Büyük halife döneminde rabıta yoktu. Ehlibeytte ve de mezhep imamlarında yine rabıta yoktu. Rabıta İslama sonradan girmiştir şeriate göre bidattir. İtikadi noktada ise Şirktir.

Kuran-i Kerim de ise rabıta kelimesi çoğunlukla bağ, düşmana karşı direnmek ve sabr-ı sükün manalarında kullanılmıştır.

Örneğin Ali İmran Suresi – Ayet 200’ü inceleyelim.
Diyanet Meali:Ey iman edenler! Sabredin. Sabır yarışında düşmanlarınızı geçin. (Cihat için) hazırlıklı ve uyanık olun ve Allah’a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اصْبِرُوا وَصَابِرُوا وَرَابِطُوا وَاتَّقُوا اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

Ayetin manasında görüldüğü üzere burada geçen Rabıta kelimesinin bugünkü tarikatlerin yaptığı Rabıta (Şirk-i Şerif) ile hiç bir alakası yoktur.
Âyetteki “râbitû “düşmana karşı disiplin içinde direnmek” anlamındadır. Bu ayeti kerimeyi ehli şirk cemaatlerinden bir kısmı her hafta yaptıkları hatimlerde ritüel olarak kullanmakta ve müritlerini ayet ile kandırmaktadırlar.

Hemen hemen bugünkü tüm tarikatlerde Rabıta vardır. İslam kaynaklarında Rabıta bulunmamaktadır. 19. Yüzyılda Hâlid-i Bağdâdî döneminde ortaya çıktığı bilinmektedir.
Hâlid-i Bağdâdî 2 yıl Hindistanda yaşamış ve buradaki Budizimden, yoga ve meditasyonu öğrenmiştir. Rabıta da bir çeşit meditasyondur. Müslümanlara bu dönemde bulaşmıştır ve tarikatlerde revaç bulmuştur.
İlginçtir ki Bağdadi öldükten sonra vasiyet olarak, kendi zamanında kurdurduğu tekkelerin yıkılmasını istemiştir.

Yazar Ferit Aydın bir kitabında Rabıta, Meditasyon, Fenafillah, Yoga ve Nirvana kavramlarını irdeleyip; cemaatlerin ritüelleri ile budizmin ritüelleri arasındaki ciddi benzerliklere dikkat çekiyor.

Ehli sünnet ve sünni mezheplerin inancına göre herşeyi gören ve bilen Allahtır.
Bazı tarikatler şeyhlerini Allah yerine koyuyor. Asıl şirk burada başlıyor. Şeyhlerinin her yerde gözleri olduğunu mana aleminde herşeyi bildiklerini Alem-i Emir olduklarını iddia ederler. Bu şehyi Allah yerine koymak değil de nedir?
Daha da kötüsü bu inanışa hiç bir mürit karşı çıkmaz ve tam bir bağnazlıkla inanırlar. Bağnazlığın adı tarikatlerde sadakat olmuş durumda.
CIA istihbarat raporlarına giren cemaatler de bulunmaktadır. Bir kısmı kimyasal ilaçlarla, hapla, bir kısmı sihir ve büyü ile cinleri kullanarak çeşitli kerametler göstermektedir.
İlimden yoksun genç dimağlar beyinleri yıkanarak bu topluluklara bağlanıyor. Ekonomik ve siyasi amaçlarla da bu saf müslümanlar kullanılmaktadır.
Bu durumun farkında olan bir kısım mürit tarikatin tüm müesselerinden pay alıp keseyi doldururken saf müslüman tarikatlerde köleleştirilmiş durumdadır.
Cemaat ve tarikatlerin bir kısmında makam mevki iman ile ters orantılı hale gelmiş. Makam mal mülk arttıkça iman azalmakta, kibir, küfür, şirk ve azgınlık artmaktadır. İman, edep, haya, tasavvuf fakir saf müslümanlara kalmış.
Ükemizde bazı cemaatlerin pragmatist faydacı yaklaşımları salih dindar müslümanları bezdirmiş ve mağdur hale getirmiştir. Ülkemizde cemaat nüfusunun misli kadar cemaatzede bulunmaktadır.
Siyasal islamcı grupların da cemaatlerin ve tarikatlerin bugünkü haline gelmesinde payı vardır.

Günümüzde her cemaatte şeyh, gavs, mürşidi kamil ve mehdi bulunmaktadır. Cemaatler takkelerinin renginden cübbelerinin ve hatta sarıklarının desenine göre ayrışmış ve tefrikaya düşmüşlerdir.
Bazı cemaat şeyhleri, gavsları el verme, tövbe verme, ip tutma gibi çeşitli ritüellerle Hristiyanların papalarını, patriklerini andırıyor.
Tövbe alıp tövbe kabul eden, yol gösteren, müritlerini Allah’a yakınlaştıran manevi yolculukta onlara mahşerde dahi yardım edecek kişiler olarak görülüyor.
Oysaki Katolik papazlar dahi tövbe kabul etmiyor kişinin günahının bağışlanması için ancak Allah’a dua edebileceklerini belirtiyorlar.

Bu bağnaz cemaatler müslümanları bidate, tefrikaya ve şirke düşürmektedir.

Bugün Allah izin verse Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali mezarlarından kalkıp cemaatlerin bu hallerini görse: Siz ne yapıyorsunuz? Bu yaptıklarınızın adı nedir? Kuran’da bunlar nerede var? Biz Allah’ın rasulünden böyle bir şey görmedik demezler miydi?

Etiketler: » » » » »
223 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

2+3 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Kahlenberg(Alaman Dağı)

    23 Eylül 2020 Köşe Yazıları, Politika, Tarih, Tüm Manşetler

    Bazılarına göre Kahlenberg deyince akıllara Danimarkalı ünlü futbolcu Thomas Kahlenberg gelebilir. Oysa tarihimizin dönüm noktalarından birisi olan bir muhaberenin yaşandığı yerin adıdır Kahlenberg. Günümüzde orta Avrupa da olan Viyana’ya gelen herkesin çıktığı veya çıkarıldığı, İstanbul’daki Çamlıca tepesine benzeyen tepedir. 12 Eylül 1683'te Osmanlı İmparatorluğu ile Kutsal Roma-Cermen İmparatorluğu orduları arasında yapılan meydan muhasebesi Kahlenberg Muharebesi ya da Osmanlıların verdiği isimle Almandağı Muharebesi olarak bilinir. Muhar...
  • 40 Ton Altın’ın Hikayesi

    11 Eylül 2020 Köşe Yazıları, Tarih

    40 Ton Altın'ın Hikayesi ve Baş Rostolar Bir Umut Hikayesi Serisi devam ediyor. 40 Ton Altın'ın Hikayesi Başlıyor Burada dinleyecekleriniz gerçek hayat hikayelerinden esinlenerek kurgulanmış olabilir. Ufukta kara gözüktü. Suvari Bey heyecanlıdır. Yol boyunca Çarkçıbaşı ile görüşmüş bir aksilik çıkmaması için tanrıya dua etmiştir. Yolu uzun, yükü ağırdır. Tayfa yükten habersiz ama yükün önemini kaptanların ciddiyetinden anlamıştır. Korumalar eşliğinde bu gemi limana yanaşır.  Nihayet büyük yük ve büyük emanet Kitauların ülkesine ulaştırılmış...
  • Cin Nedir? Cinlerin Özellikleri Nelerdir?

    30 Temmuz 2020 Köşe Yazıları

    Cin, duyu organlarıyla algılanamayan, çeşitli şekillere girebilen, ateşten yaratılmış, ruhanî varlıklara verilen bir addır. Kuranı Kerimde Rahman Süresi 15.inci ayette şöyle tanımlanmaktadır: Cinleri dumansız, saf alevden yarattı. “CİN” adıyla bilinen gerçeği itibarıyla insan gözü tarafından görülemeyen bazen de sahip oldukları özellikler dolayısıyla, bazı insanlara maddemsi görüntüler verebilen canlılardır. Kur’ân-ı Kerîm’de “CİN” kelimesiyle tanımlanan; halk arasında “peri”, “dev”, “hayalet”, “cin”, “ecinni” diye bilinen; görüntülerine gö...
  • Kozan mı? Lozan mı?

    23 Temmuz 2020 Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Politika, Tarih, Tüm Manşetler

    Tarihsel süreçleri tüm yanlarıyla değerlendirmek gerektiğinden Lozan görüşmelerini ve Kozan ilçesinin tarihsel bağlarını araştırmak gerekiyor. Lozan gündeme geldiğinde Ermenilerin sesi çok çıkar Kozan dendiğinde de eski Kilikya Ermenilerinin sesi çok çıkarmış. Her yıl 24 temmuz da Türkiye Cumhuriyetinin imzalamış olduğu Lozan Barış Antlaşması gündeme gelir. İsviçre'nin Lozan (Lausanne) şehrinde 1923 Türk Kurtuluş Savaşı sonunda, yeni Türk devleti ve diğer imzacı ülkeler arasında yapılan barış antlaşması ile Türkiye’nin tam bağımsızlığını bütün...