logo

Kahlenberg(Alaman Dağı)

3yorhan

3yorhan
orhanyusuf@gmail.com
Kahlenberg(Alaman Dağı)

Bazılarına göre Kahlenberg deyince akıllara Danimarkalı ünlü futbolcu Thomas Kahlenberg gelebilir. Oysa tarihimizin dönüm noktalarından birisi olan bir muhaberenin yaşandığı yerin adıdır Kahlenberg.
Günümüzde orta Avrupa da olan Viyana’ya gelen herkesin çıktığı veya çıkarıldığı, İstanbul’daki Çamlıca tepesine benzeyen tepedir.
12 Eylül 1683’te Osmanlı İmparatorluğu ile Kutsal Roma-Cermen İmparatorluğu orduları arasında yapılan meydan muhasebesi Kahlenberg Muharebesi ya da Osmanlıların verdiği isimle Almandağı Muharebesi olarak bilinir. Muharebeyi Osmanlılar kaybetmiştir. II. Viyana Kuşatması’nı bitirmiştir ve Osmanlı-Habsburg Savaşlarının kesin bir dönüm noktasıdır. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın yeniçerileri ve sipahileri metrislerden çıkarmayıp kuşatmaya devam ettirmesi muharebenin seyrini değiştirmiştir.
Avusturya, yönetimi altındaki Macarlara iyi davranmıyor, onları ağır vergilerle eziyordu. Ayrıca mezhep hürriyeti de tanımıyordu. Kutsal Roma İmparatoru I. Leopold, Macaristan ve Avusturya topraklarında yükselen Protestanlık’ı bertaraf etmek istiyordu. Macarlar, baskılara daha fazla dayanamayınca Tökeli İmre’nin önderliğinde ayaklandılar. Kendi güçleriyle başarılı olamayacaklarını anladıklarından Osmanlı İmparatorluğu’ndan yardım istediler. 1681 ve 1682’de Tökeli İmre ile Habsburglar arasındaki sınır çatışması şiddetini artırdı. Habsburg kuvvetlerinin merkezi Macaristan içlerine tecavüz etmeleri, Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’ya Osmanlı ordusunu sefere çıkarmak için Padişah IV. Mehmet ve divanını ikna etmek için önemli bir gerekçe oldu. Padişah IV. Mehmet, Kara Mustafa Paşa’ya Yanıkkale ve Komarom kalelerine (ikisi de Kuzeybatı Macaristan’da) operasyon yapmaya ve onları kuşatmaya izin verdi. Osmanlı ordusu 21 Ocak 1682’de seferber edildi. 6 Ağustos 1682’de de savaş ilan edildi.

Kamaron Kalesi


31 Mart’ta bir savaş ilanı daha Viyana’ya ulaştı. Sonraki gün Osmanlı ordusu Edirne’den harekete geçti. Ordu, Mayıs ayının ilk günlerinde Belgrad’a ulaştı. Erdel Prensi Mihaly Apafi’de Osmanlı kuvvetlerine katıldı. Tökeli İmre Győr’ü kuşatmakla görevlendirildi. 150.000 kişilik savaşçı kuvvet, Viyana’ya doğru harekete geçti. Yaklaşık 40.000 kişiden oluşan Kırım Tatarları da Viyana’nın 40 kilometre doğusunda bulunuyordu. Bu şekilde, Osmanlı ordusu, bölgedeki Avusturya kuvvetlerinin 2 katıydı.
Osmanlı ordusu, 14 Temmuz 1683’de Viyana’ya ulaştı. Viyana, 15.000 kişilik garnizonla savunuluyordu. Osmanlı ordusunun personel sayısı cephe-geri hizmeti ve levazım kuvvetleriyle 250.000’i buluyordu.
Osmanlı ordusu 14 Temmuz günü kuşatmaya başladı. Kara Mustafa Paşa, geleneksel olarak şehre teslim talebi gönderdi. Garnizon kumandanı teslim talebini reddetti ve savunmaya geçti. Viyana garnizonuna yaklaşık 9.000 kişilik bir gönüllü kuvveti de katılmıştı. Kara Mustafa Paşa şehrin kendiliğinden teslim olmasını istiyordu ve şehre büyük bir saldırı düzenlememişti. Osmanlı ordusunun geleneğine göre bir şehir ya da kale teslim olursa şehre dokunulmaz, yağma yapılmazdı. Fakat şehir teslim olmadan düşerse askere yağma serbest olurdu. Kuşatma devam ediyordu. Viyana’da durumlar iyice kötüleşmişti ve lağımcılar surlarda yer yer gedikler açmaya başlamıştı. Yaklaşık 30.000 kişilik Leh ordusu hızla Viyana’ya yardıma geliyordu. Onlara 50.000 kişilik Alman ve Avusturyalı katılmıştı.
Kara Mustafa Paşa, Viyana’ya yardıma gelen orduyu küçümsedi ve Kırım Hanı’nın onları durdurabileceğini düşündü. Fakat köprüyü korumakla görevlendirilen kırım süvarileri hafif süvarilerdi. Hafif süvariler açık meydanda etkililerdi, köprü tutmak hafif süvari için zor bir görevdir. Ayrıca Kırım Hanı’na top da gönderilmemişti. Murat Giray, yardım ordusunun köprüden geçmesine müsaade etti. Ayrıca Viyana etrafındaki tepeler de tam olarak denetim altına alınmamıştı ve şehrin çevresine tümüyle hakim olunmamıştı.
En sonunda yardım birlikleri 12 Eylül’de Kahlenberg Tepesi’ne ulaştı.
Osmanlı saflarına ilk önce Alman birlikleri saldırdı. Yardım birliklerinin sol ve orta kanatları muharebeye dahil oldu. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa tarihi bir hata yaparak yeniçerileri ve sipahileri metrislerden çıkarmadı. Yardım kuvvetlerini düzensiz, tecrübesiz ve hafif zırhlı birlikler karşıladı. Kara Mustafa Paşa yardım birliklerine bir karşı saldırı düzenledi fakat bu karşı saldırının içinde ne yeniçeriler ne de sipahiler vardı. Bu sırada lağımcılar son kez bir surlarda patlama yapmaya çalıştılarsa da patlayıcılar bulunup etkisiz hale getirildi. Osmanlı sağ kanadı pek çatışma görmemişti. Sol kanat iyice gerilemeye başlamıştı ama en sonunda sert bir direniş gösterip yardım ordusunu durdurdular. Fakat bu çok uzun sürmedi. Yardım birlikleri saldırılarına devam etti.
Bütün bunlara rağmen, Kara Mustafa Paşa yardım ordusunu mağlup etmektense şehre yapılan taarruzlara daha çok önem verdi; yeniçeriler hala yardım ordusuyla temasta bulunmamıştı. Yardım birlikleri zaten Osmanlı sol kanadıyla ve kısmen de merkeziyle temas içerisindeydi. Leh süvarileri de Osmanlı sağ kanadının arkasına doğru hareket etmeye başlamıştı ve Türk ordusunu çember içine almaya çalışıyorlardı. Alman ve Avusturya birlikleri ise ilerlemelerine devam edip Türk merkezine iyice yakınlaştılar. Birkaç saat süren çatışma sonucunda Osmanlı ordusu hırpalanmaya başladı. Fakat orduda bozgun havası yoktu, ayrıca yeniçeri ve sipahiler hala metrislerdeydi, yardım ordusuyla en ufak temasları olmamıştı.
Osmanlı merkezi 3 koldan taarruza açık kalmıştı: Sol kanatta ve merkezde Alman ve Avusturyalılar, sağ kanatta ise Lehler Osmanlı merkezini tehdit etmeye başladı. Bu durumdan birkaç saat sonra merkezdeki İbrahim Paşa, Kara Mustafa Paşa’dan habersiz bir şekilde askerleriyle savaş alanından ordu üssüne doğru çekilmeye başladı. Bunun üzerine Türk ordusunda iyice bir bozgun havası yayıldı. Kutsal İttifak birlikleri saldırılarını sertleştirdi. Viyana garnizonu da surlardan atılıp saldırıya geçti.
Osmanlı ordusunun dağılmaya başladığını gören Jan Sobieski, son saldırıyı yapıp Osmanlıları bozmak için 25.000 süvariyle hücuma geçti. Saldırı yapıldığı anda en öndeki Osmanlı hatlarını bozdu. Kuşatmadan dolayı zaten yorgun, muharebedeki gerilemeden, kuşatmadaki başarısızlıktan dolayı morali bozulmuş ve artık geri dönmek isteyen ordu geri çekilmeye başladı. Leh süvarileri Türk ordusunun kampına doğru harekete geçtiler. Yardım birlikleri Kara Mustafa Paşa’nın çadırına çok yaklaştılar. Hali gören Kara Mustafa Paşa, ordunun tüm ağırlıklarını ve savaş malzemelerini bırakarak geri çekilmesini emretti.
Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, habersiz geri çekilen ve bozgunun ilk adımını atan İbrahim Paşa’yı idam ettirdi. İbrahim Paşa ölmeden önce Merzifonlu hakkında “Sıkıntıyı düzeltecek olan da budur, Padişahımıza söyleyin öldürmesin!” demiştir. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, IV. Mehmed’den bir sefere daha çıkması hakkında izin istemiş, bütün masrafları kendi cebinden karşılayacağını söylemiştir. Fakat Merzifonlu da Belgrad’da idam edilmiştir. Padişah daha sonra düşünüp yapmış olduğu başarılı hizmetlerden dolayı Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın başının kesilmesini geri almak istemiş ve ikinci bir emirle affedilmesini emretmiştir. Fakat ikinci emir ulaşana kadar görev verilen ulaklar paşayı idam etmişlerdi. Kesilip gömülen başının üzerine seng-i ibret (ibret taşı) ibaresi konuldu.

İbret Taşı


Osmanlının bu hezimeti Avrupa’da büyük sevinçle karşılandı. Psikolojik savaş olarak da Osmanlı üzerinde büyük bir kayıp, Avrupalılarda ise büyük bir kazanç olarak değerlendirildi. Bu savaş sonucunda Osmanlının gerileme devrine girdiği kabul edilmektedir. Böylece Türklerin Sakarya Muharebesi’ne kadar sürecek bir geri çekilme süreci başlamış oldu.
Kuşatma sonrası kurulan Kutsal İttifak, Osmanlı-Kutsal İttifak Savaşları’na neden oldu. Osmanlı-Kutsal İttifak Savaşları sonucunda Osmanlılar yenildi ve Karlofça Antlaşması’yla ilk büyük toprak kayıplarını yaşadılar.

454 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

9+7 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • 40 Ton Altın’ın Hikayesi

    11 Eylül 2020 Köşe Yazıları, Tarih

    40 Ton Altın'ın Hikayesi ve Baş Rostolar Bir Umut Hikayesi Serisi devam ediyor. 40 Ton Altın'ın Hikayesi Başlıyor Burada dinleyecekleriniz gerçek hayat hikayelerinden esinlenerek kurgulanmış olabilir. Ufukta kara gözüktü. Suvari Bey heyecanlıdır. Yol boyunca Çarkçıbaşı ile görüşmüş bir aksilik çıkmaması için tanrıya dua etmiştir. Yolu uzun, yükü ağırdır. Tayfa yükten habersiz ama yükün önemini kaptanların ciddiyetinden anlamıştır. Korumalar eşliğinde bu gemi limana yanaşır.  Nihayet büyük yük ve büyük emanet Kitauların ülkesine ulaştırılmış...
  • Cin Nedir? Cinlerin Özellikleri Nelerdir?

    30 Temmuz 2020 Köşe Yazıları

    Cin, duyu organlarıyla algılanamayan, çeşitli şekillere girebilen, ateşten yaratılmış, ruhanî varlıklara verilen bir addır. Kuranı Kerimde Rahman Süresi 15.inci ayette şöyle tanımlanmaktadır: Cinleri dumansız, saf alevden yarattı. “CİN” adıyla bilinen gerçeği itibarıyla insan gözü tarafından görülemeyen bazen de sahip oldukları özellikler dolayısıyla, bazı insanlara maddemsi görüntüler verebilen canlılardır. Kur’ân-ı Kerîm’de “CİN” kelimesiyle tanımlanan; halk arasında “peri”, “dev”, “hayalet”, “cin”, “ecinni” diye bilinen; görüntülerine gö...
  • Kozan mı? Lozan mı?

    23 Temmuz 2020 Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Politika, Tarih, Tüm Manşetler

    Tarihsel süreçleri tüm yanlarıyla değerlendirmek gerektiğinden Lozan görüşmelerini ve Kozan ilçesinin tarihsel bağlarını araştırmak gerekiyor. Lozan gündeme geldiğinde Ermenilerin sesi çok çıkar Kozan dendiğinde de eski Kilikya Ermenilerinin sesi çok çıkarmış. Her yıl 24 temmuz da Türkiye Cumhuriyetinin imzalamış olduğu Lozan Barış Antlaşması gündeme gelir. İsviçre'nin Lozan (Lausanne) şehrinde 1923 Türk Kurtuluş Savaşı sonunda, yeni Türk devleti ve diğer imzacı ülkeler arasında yapılan barış antlaşması ile Türkiye’nin tam bağımsızlığını bütün...
  • 1683 : Merzifonlu’dan Murat Giraya Mektup

    09 Temmuz 2020 Köşe Yazıları, Tarih, Tüm Manşetler

    Akıp giden yaşam çizgisi genel olarak bir matematiksel eğri veya doğru parçası ile tarif edilir. Bu yaşam çizgisi üzerinde inişli çıkışlı eğriler bazen de kırılmalar bulunur. Yapılan hataların büyüklüğünü anlatmak için kırılma noktası diye tabir ettikleri anlar veya süreçler de bulunur. Futbol takımları 90 dakikalık bir maçta nasıl hatalar yapıp yenilgi alıyorlarsa Devletler ve topluluklar da telafisi olmayan hatalar yapabiliyor. Bu hatalardan birisi bizim geçmişimizde, 1683 yılında yaşandı. Kazandığımız 1071,1453,1923 gibi tarihleri iyi biliri...