logo

Kuşçubaşı Eşref

Kuşçubaşı Eşref

Eşref 1873 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Önceleri lakap daha sonraları soyadı olarak kullandığı Kuşçubaşı ismi Osmanlı Sarayında kuşçubaşı olarak görev yapan dedesi Eşref Sencer’den geliyordu. Babası Mustafa Nuri doğancı koğuşunun başında bulunan Eşref’in halası da sarayda üst düzey bir yetkiliyle evliydi. Bu durum refah içinde bir hayatın kapılarını Kuşçubaşı Eşref’e sonuna kadar açmıştı. Eşref, üst düzey devlet memurlarının çocuklarına tanınan kontenjan sayesinde Mekteb-i Harbiye’ye girdi.
Kuşçubaşı Eşref’in kavgacı tabiatı ilk burada ortaya çıkmış, karıştığı bir kavga sonucu okuldan uzaklaştırılmıştır. Abdülhamid’in araya girip yazdığı irade-i seniyye sayesinde Edirne’de tahsiline bir sürgün olarak devam edebilmiştir. Bu Eşref’in hayatının büyük bir bölümünde yaşayacağı sürgünlerin ilkiydi. 1900 yılına gelindiğinde babası bir saray entrikası sonucu Taif’e sürgün edilince Eşref’in Harbiye tahsili yarım kalmıştır.
Kuşçubaşı Eşref ‘in kavgacı tabiatının tamamlayıcı parçası Enver Paşadır; öte yandan Mehmet Akif ve Said Nursi ile kurduğu dostluk Eşref’in İslami hassasiyetlerini hayatı boyunca korumasına vesile olmuştur.
Eşref henüz bir öğrenciyken evlerine Doğu vilayetlerinden sıra dışı bir misafir gelmişti. Genç yaşına rağmen geniş birikimi ve birçok meseleye getirdiği önemli yorumlarla oldukça heyecanlı bu kişi, Said Nursi’dir. Eşref ve Said’in burada başlayan dostlukları uzun yıllar sürecektir.
Kuşçubaşı Eşref’in çöl tecrübesi Babası Mustafa Nuri’nin Taif sürgünüyle başlamıştır. Bu sürgünde Mekke ve Medine’yi tanır ve talihsizlikler sonucu burada hapse düşer. Buradaki kötü muameleye daha fazla dayanamayan Eşref, yanına ileride Teşkilat-ı Mahsusa’da kendisiyle beraber bulunacak kardeşi Sami’yi de alarak hapisten kaçar. Arap kabilelerin arasına karışan Eşref Osmanlı’ya karşı eşkıyalık faaliyetlerine girişir.
Bu eşkıyalık faaliyetleri ileride birçok operasyonda kendisine büyük tecrübe katacaktır. Artık Eşref, Osmanlı için büyük bir soruna dönüşmeye başlamıştır. Eşref; Hicaz Demiryolları çalışmalarına saldırıyor, Sürre alayına baskınlar yapıyordu. Son olarak Medine komutanın oğlunu kaçıracaktı. Sultan Abdülhamid bu durum karşısında çıkardığı bir irade-i senniye ile Kuşçubaşı Eşref’i bağışladığını bildirmiş, bunun üzerine Eşref bu faaliyetlerine son vermiştir.
Kuşçubaşı Eşref affedilip yurda döndüğünde İzmir’e ailesinin yanına yerleşmişti. Sultan Abdülhamid kendisine maaş bağlamış, uslu durması için tüm tedbirleri almıştı. Eşref’in çölde yaptıkları genç bir Subay olan Enver’in dikkatini çekmişti. İzmir dönüşünden sonra ikili arasında dostluk kurulmuştur. 31 Mart Vakası sonrasında Eşref’in faaliyetleri Enver Paşa’nın güvenini kazanmıştır. İkili arasındaki dostluk Trablusgarp direnişiyle yeni bir boyut kazanacaktır.
Eşref İtalya’nın 1911 yılında Osmanlı’ya savaş ilan ettiğini haber aldığında sakin bir hayat yaşıyor, ticaretle uğraşıyordu. İtalya Osmanlı’nın Afrika’da bulunan son toprağına asker çıkartırken hükümet durumu ancak protesto edebilmişti. Bu durum birçok genç subayı rahatsız etmiş, özellikle Enver bu duruma sessiz kalınamayacağını hükümete bildirerek bir grup genç Osmanlı subayıyla beraber Trablusgarp’a hareket etmiştir. Eşref, Enver Paşa’nın çağrısını alır almaz harekete geçmiş, kafileye dâhil olmuştur.
Gruba dâhil olan isimler şaşırtıcıydı: Grupta Mustafa Kemal, Fethi Bey gibi ileride önemli görevlere gelecek devlet adamlarının yanında Enver Paşa’nın fedaileri olarak nam salacak Teşkilat-ı Mahsusa kurucuları; Kuşçubaşı Eşref, Eşref’in kardeşi Sami, Sapancalı Hakkı, Yakup Cemil, İzmitli Mümtaz ve Çerkes Reşid gibi isimler bulunuyordu.
Grup Mısır üzerinden Libya’ya geçmeye çalışınca Mısır’ı kontrolü altında bulunduran İngilizler zorluk çıkarır. Bunun üzerine yerel kıyafetleriyle ve uzamış sakallarıyla grup gizli bir şekilde Libya’ya varır.
Eşref, eşkıyalık döneminde öğrendiği stratejik taktiklerle İtalyan işgalini durdurmuş, hatta İtalyanların elinde bulunan birçok kale ve karakolu almayı başarmıştı. Gerilla taktiği olarak isimlendirilen bu stratejiler ileride Ömer Muhtar isyanında da kullanılacaktı.
Osmanlı subaylarının etkin direnişini kıramayacağını anlayan İtalyan hükümeti Osmanlı’nın elinde bulunan On İki Ada’ya asker çıkartmış ve İstanbul’u işgal etmekle tehdit etmiştir. Durum karşısında zayıflık gösteren İstanbul hükümeti, İtalya ile Uşi antlaşması yaparak direnişteki subaylarını İstanbul’a çağırmıştır; ama bu işgal Balkan devletlerini Osmanlı’ya karşı cesaretlendirmiştir. Balkan Savaşı’nın başlaması üzerine önce Enver Paşa ardından Kuşçubaşı Eşref ve diğer subaylar yurda dönmüştür.
1912 Balkan Savaşı’nda büyük bir hezimet yaşayan Osmanlı savaştan mağlubiyetle ayrılmıştır. Birçoğu Balkan göçmeni olan İttihat ve Terakki üyeleri düşmanın, eski Payitaht Edirne’yi dahi alarak İstanbul önlerine kadar gelmesini çaresizce izlemiştir.
16 Mart 1913’te ordunun tüm çabasına rağmen ata yadigârı Edirne Bulgarların eline düştü. Bu tüm yurtta büyük bir şok etkisi yaratmıştı. Sadrazam Mahmut Şevket Paşa Osmanlı’ya karşı ittifak yapan Balkan devletlerinin birbirine düşmesi için Edirne’nin Bulgarların elinde kalmasında bir sakınca görmüyordu. Öte taraftan Rumeli’de kalan son toprağın düşman eline geçmesi İttihatçıları kendi ülkesinde mülteci duruma düşürecekti.
Bab-ı Ali’nin Enver Paşa tarafından işgal edilmesinden sonra Dahiliye Nazırlığı, Telgraf Ofisi ve Merkez Kumandanlığı peşi sıra darbeci Subayların eline geçti. Enver Paşa soluğu Padişah’ın huzurunda almış, Sadrazam Kâmil Paşa’nın istifasını sunarak İttihat-ı Terakki’nin hükümetteki mutlak hâkimiyetini sağlamıştır.
Balkan devletleri kendi içinde savaşa tutuşunca Osmanlı Devleti hızlı davranarak Bulgaristan’a savaş ilan etti. Enver Paşa’nın başında bulunduğu süvari bölüğü hızla hareket ederek 1913 yılında Edirne’yi işgalden kurtarmıştır.
Eşref bu harekâtta Enver Paşa’nın yanında bulunmuş ve Edirne’nin kurtarılışından sonra hızla Batı Trakya’ya yönelmiştir. Bulgar çetelerinin mezalimi altında bulunan Batı Trakya Türkleri Kuşçubaşı Eşref’in liderliğinde hızla örgütlenmiştir. Eşref kısa sürede sayısı 70 bini bulan milis gücünden oluşan bir ordu kurmuştur.
Siyasi belirsizlik sonucu elde edilen topraklar Osmanlı’ya dâhil edilemeyince Kuşçubaşı Eşref burada geçici bir hükümet kurdu. Bu hükümeti, başta Yunanistan olmak üzere birçok Balkan ülkesi hemen tanıdığını açıkladı. Fakat İstanbul ile ilişkiler iyi gitmiyordu, hükümet olası bir Osmanlı-Rus savaşına karşı Eşref’in ilerlemesini durdurmasını istedi. Eşref bu teklifleri reddederek Yunanistan’ın terk ettiği bölgeleri de tek tek ele geçirmeye devam etti. Fakat süreç ilerledikçe ortaya çıkan lojistik sorununa ve İstanbul’un baskılarına dayanamayan Eşref başkente dönmeye razı oldu. Eşref bölgeden kontrollü bir biçimde ayrılarak Bulgarların yeni katliamlar yapmasının önüne geçmiştir. Batı Trakya’nın tamamen Bulgarlara terk edilmesinden sonra yurda dönmüştür.
Kuşçubaşı Eşref’in hikâyesi aslında henüz yeni başlıyordu. Asıl hünerlerini Büyük Cihan Savaşı’nda gösterecek çölde amansız bir mücadeleye girişecekti. Esir düşüp Kahire ve Malta’da uzun süre tutsak edilecek, Kurtuluş Savaşında büyük yararlılıklar gösterecekti. Libya’dan Batı Trakya’ya Irak’tan Yemen’e kadar birçok cephede sayısız göreve imza atacak olan Teşkilat-ı Mahsusa’nın amansız fedaisi Kuşçubaşı Eşref Sencer 1964 yılında Söke’de bulunan çiftliğinde sessiz sedasız hayata gözlerini yummuştur.
Hakkında sayısız efsane üretilen Kuşçubaşı Eşref, Cumhuriyet kurulduktan sonra gerçekleştirdiği birçok eylem ve suikastı devlet sırrı olduğu için açıklamamış, kendisiyle beraber mezara götürmüştür.

382 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

3+2 = ?
#

Kuşçubaşı Eşref” için 1 yorum

  1. 3yorhan : diyor ki:

    bu kuşçubaşı abimiz hiç kuşlarla haşır neşir olmamış. günümüzdeki kuşçular apartmanların tepesinden inmiyor.